Ben, yaşamıyla ölümü bir olan, incecik, kırılgan. Ben, derdi bitmeyen. Ben, derdi kendi olan. Ben, ferahlara çıkamayan. Ben. Bütün bu sıfatları bedeninde taşıyanım. Taşıyamadığı birçok sıfatını da anlatmak zorunda kalanım. Anlatmaya insanlardan başladım, küsüp gittiler. Hata ettiğimi ilk o zaman anladım. Hata olduğumu da. Kırıklar batırdım kalbime, ellerim kan içinde kaldı. Zaman geçti, büyüdüm. Fakat öğrenemedim kime anlatacağımı. Attım içime, içim bana acır diye. Yıllar eskitip giderken beni içimde benden ayrı bir ben büyütmeye başladım. Öyle yalnızdım ki bu içimdeki diğer ben benim hayat ortağım olmayı kabul etmişti hemencecik. Ne var ne yoksa ona anlatmıştım, anlatmıştım her şeyi. "Neyin var?" diye dönüp soran bir tek oydu çünkü. Evet, bendi, ta kendimdi. Fakat farklı biriydi. Sokakta gördüğüm bir insandandı, izlediğim bir filmdendi, dinlediğim bir sanatçıdan, yazdığım romanın karakteriydi. İçimde büyüttüğüm bu ben başka dünyaların başka başrolüydü. İçime hapsettiğim tüm...