yükleri ağırlaşsın diye iyice, tabutumun içinde tepineceğim.

 -İki şehir var görünen, belki de daha da fazlası var. Benim gördüğüm iki olduğundan öyle söyledim. İşte o ikisi arasında bir yol var böyle ucu bucağı görünmeyen, götürdüğü yer belli olsa da gittiği yer belli olmayan. O yolda çok kaza olurdu eskiden, şehirlere ulaşamadan göçerdi insanlar. Aceleleri de neydi bilmiyorum. Ayda üç beş ihbar gelirdi, biz almaya giderdik cesetleri. Böyle böyle 30 yıl verdim ben o yola. Çok uzun o yol. Git git bitmiyor, hadi diyelim bitti ulaştığın yerin bir anlamı yok ki! Öyle korkunç öyle eski bu şehir. İnsanları da eski. Hepsi birbirinden farksız, bezelye gibiler. Ruhları yok, kalplerini köpeklere yedirmişler. Hepsi uyuyup uyanıyor her gün. Ben çok düşündüm böyle bir yaşamı "Acaba nasıl?" diye. Ama bir sonuca da varamadım, bir anlam yükleyemedim çünkü yaşamlarına. Sabah çıktıkları evlerine tek bir noktaya bile dokunmadan geri döndüler. Dedim bir ikisi böyledir belki ben biraz daha izleyeyim şunları, başkalarını. Yok, bir şehrin hepsi mi aynısı olur! Hepsini izledim. Sabah çıktım evden takıldım birinin peşine onunla bakkala uğradık önce, ekmek aldı. Sonra döndü evine bir kahvaltı etti, çay buz gibiydi. Hazırlandı, ayakkabılarını giydi. Sonra yürüdük biraz, bir de otobüse bindik balık istifi gibi. Çalıştı, sonra da döndü evine. Onlarca günümü harcadım ben bu insanlara. Hepsi birbirinin aynısı işte, hepsi bezelye, hepsi kapı duvar. 

Sonra da düşünmeye başladım. Bu kadar insanla yaşadım ben günlerce, pekala hepsi birbirinin aynısı. Peki ya ben? Ben kimim, kime benziyorum? Yok muydu benim gibi biri ya da birileri? Sonra onları da aramaya başladım belki gözden kaçırdığım vardır diye. Bu koskoca şehirde birini bile bulamadım. Dağlara çıktım, göllerde yüzdüm, kırlarda süründüm. Birilerini aradım, birini aradım. Benim gibi olsun diye değil farklı birini aradım. Onlar gibi konuşmayan, bakmayan, yürümeyen, gülmeyen... Ben bir farklılık istedim lakin hepsi toplanıp gitmiş gibiydi.

Sonra bu birbirlerinin aynısı olanlar garip garip bakmaya başladı bana. Yanımdan geçerken çarptılar, çocuklar okul duvarından güldüler bana. Kadınlar pazarda konuştu hakkımda, akşam oturmalarının ana konusu oldum. Aşağılık mıydım yoksa soytarı mı ki beni dolamışlardı dillerine? Onlar konuşmaya devam etti ben ise yaşamaya. Kulaklarım sağır olmuş sandılar oysa ki beynim dağılmıştı kafatasımın içinde. Bin parçaydı hepsi birbirinden uzak. Sustum, ben susarsam susarlar sandım lakin insanlardı neticede, susmadılar. Bana bambaşka bir evrenden bambaşka biriymişim gibi baktılar, korkup kaçtılar. Sığınacak evimi aldılar, bedenimi taşladılar. Şehir merkezine kadar taşıdılar, sonra da bir tarlaya attılar.

Bu şehre sığdıramadılar beni, kalktım yattığım yerden. O upuzun yolun başından yürümeye başladım sonuna. Ne kadar sürer bilemedim hiçbir zaman, sanki bin yıl gibiydi. Sanki bir nefes kadardı. Götürdüğü yer kesindi, gittiği yer de öyle. Fakat kaçtığımı düşünürken kendimle karşılaştım, tek kişilik bir tartışmaya dönüştü yaşamım, götürdüğü yer belli olsa da gittiği belli olmayan.

(https://youtu.be/n2VHCuIH_NI?si=Ub6jmMQi4R9HUFoX)


Yorumlar