"insanlık öldü mü?" "yok." dedi. "ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde."
Okulun kapısından adımını attığı anda ağlayan yaşıtlarının sesi doldurmuştu kulaklarını, tıpkı bir sinek vızıltısı gibiydi çoğu. Üstlerinde bir karanlık, siyah bulut geziyor ve sanki ağlamaları için onları zorluyordu. Keskin bir koku, birkaç da sızlanış vardı koca bahçede. Her kelime birbirine karışıyor, çin işkencesine dönüşüyordu. Gözleri bulunduğu bu ortam sebebiyle yaşlarla dolar gibi oldu lakin ağlamanın sırası değildi. Ağlayarak bu alçaklardan biri mi olacaktı? Bütün bu karmaşanın sebebi basitti. Son sınıflardan bir kız intihar etmişti dün sabah. Haber hızlı yayılmıştı, çok olmasa da tanınır biriydi. Bir arkadaş çevresi ve iyi notları vardı. Yani en azından öyle görünüyordu. Fakat çoğu insanın bilmediğine yemin edebilirdi. Bir arkadaş çevresi gerçekten yoktu. Vardı fakat hepsi kuru kalabalıktı. Kızı okulun ilk senelerinde görmüş ve konuşmak istemişti, arkadaş olabilirlerdi belki. Fakat utangaçlığı tutmuştu ve gidememişti yanına. Yıllar onu uzaktan izlemekle geçmişti, son seneye kadar. Bir şey olmuştu ve arkadaş sayılabilirlerdi artık. Konuşuyorlar, birbirlerinin acılarına ortak oluyorlardı. Bir çok hikaye, bir çok yaşanmışlık paylaşmışlardı birlikte. Normal bir arkadaşlıktı iki kızınki. Ta ki intihar edenin kollarındaki izleri görene kadar. Minik beyaz çizgiler beyazın en açık tonu olan teninde oturmuş sırıtıyorlardı sanki. İlk başta inanmak istemedi bunu yaptığına. Kız kabul edip anlattı o çizgilerin hikayesini. Ortada kötü bir dış etken yoktu bu çizgilere sebebiyet verecek. Çünkü kızın kendisi en büyük sorundu, öyle demişti. "Var olmak öylesine ağır geliyor ki bana, ruhsal acıyı bastırmanın tek çaresi bedensel acı duymak. Bazen karşıdan karşıya geçerken kapatıp gözlerimi adım atmak geliyor içimden. Öleyim istiyorum fakat sen geliyorsun aklıma, senin için yapmıyorum bunu, sen arkadaşım olduğun için."
Böyleydi işte kimsenin bilmediği arkadaşlıkları. Sonra bir şeyler oldu, kız uzaklaştı kendisinden. Korkmuştu, belki kendisine zarar verir düşüncesi içini kemiriyordu. Fakat zaman geçtikçe bu düşünceler de kafasından silinip gitti, tıpkı herkes gibi. Ve en sonunda bu bahçede buldu kendini. Bu hayatta en sevdiği insan yok olmuştu, yok etmişti kendini. Okulun duvarları kızın her bir gülümsemesine şahit olurken şimdi ölümünün sebebine şahit oluyordu. Eğer duvarların dili olsaydı acıyla inlerdi bu alçak insanların ağlayışlarına. Gözleri olsaydı esefle bakardı her birine. Kime, niye ağlıyorlardı? Ölene kadar kimse görmemişti ki içindeki derin acıları susturma çabasını. Sanki sıcak demirlerle dağlıyorlardı ruhunu, niye ağlıyordu bu insanlar? Okuldaki herkes göğsünün üstünde taşıyordu biricik arkadaşının resmini. Fakat kendisi takamamıştı, o resmi takarsa altında ezilip kalır bir daha da ayağa kalkamazdı. Kimse için değerli olmayan bu kız ölümünü kendi elleriyle yazınca nasıl da ünlenmişti. Şu an burada olmasaydı herkes, her zaman olduğu gibi, yanından geçip gidecekti. Gülüyordu, yiyordu, konuşuyordu. İyiydi işte, sığ insanlara göre. Fakat bir insan sırf bunları yapıyor diye içinde demirlere vurmak zorunda kaldığı acısı dinmiyordu işte. Hep oradaydı, gitmeyecekti. Onu bu dünyadan götürmeden kaybolmayacaktı bu acı. "Abartıyorsun!" deyip geçmişti muhtemelen yaralarını anlattığı çoğu kişi. Anlaşılmamak deli gibi ağır bir yük olduğu için altında eziliyordu günden güne. Bir insan her daim muhtaç çünkü nasıl olduğunun sorulmasına. Tıpkı bir temel ihtiyaç gibi. Hayattayken bu temel ihtiyacını hor görmüşler, ölünce ise başlarının üstünde taşımaya çalışmışlardı. Ne alçak insanlardı! Bu alçaklığın en başında da kendisi oturuyordu, en acısı buydu.
Biriciği bu hayattan göçmeden önce konuşmuşlardı, yaklaşık bir hafta önceydi sanırım. Arkadaşı sakindi, üzerinde gözlerinden derinliği anlaşılan bir huzur vardı. Okuldan sonra çıkıp yürümüşlerdi biraz. Kitaplar, şarkılar üzerine konuşulan dakikalar son bulduğunda son bir şey söylemişti arkadaşına. "Yalnız değilsin, ben başından beri burada şarkı söylüyorum sana." Minik bir gülümsemeden başka bir cevap alamamıştı. Bu, onu son görüşüydü. Resmen el ele vermişler ve toprağın altına yerleştirmişlerdi bedenini. Kimse anlamamıştı derdini, hüznünü. Şimdi ağlıyordu tüm bahçe büyük bir acıyla. Fakat gün gelecek herkes kendi yaşamına dönecek, bir şey olmamış gibi sürdüreceklerdi hayatlarını. Olan kıza olmuştu, anlaşılmadığıyla kalmıştı.
Bu bahçede yer alan ve göz yaşı döken her insan, kendisi de dahildi, unutacaktı bir gün onu. Her birinin döktüğü göz yaşları toprağın altındaki bedenin her bir kemiğini sızlatıyordu. Ne olurdu "Alın bu yaşamı benden!" çığlıklarını görselerdi? "Ben baş edemiyorum bedenimdeki bu yaşamla." sözlerini yerin altına girince mi anlamışlardı? "Ah, benim canım! Ne neşeli kızdı!" Değildi, yürüyen ölüden farkı yoktu görebilene. Kimse görmemişti zaten, önemi yoktu.
Hala bahçe kapısında dikildiğini koluna dokunan arkadaşıyla fark etti. Kız için düzenlenen anma töreninin başladığını söyledi. "Keşke," dedi. "Keşke tam şu an uçup gitse ruhum bedenimden." Fakat içinden geçirdiği bu acı cümleler öyle kaldı havada. Arkadaşına kafa sallayıp ilerledi alana doğru. Hafifçe dudakları kıvrıldı, gülümsüyordu şu an olanlara. Çünkü çok alçaktı bütün bu bahçede yaşanan şeyler. İnsanların sahte göz yaşları resmen yüreğine bir kor gibi düşüyordu. Kendisi de bunlardan biri olmuştu. El birliği ile yaşarken onu unutmuşlar sonra da baş tacı yapmışlardı.
(Bu yazı, yazarın yaşadığı birkaç olayın birleşmesiyle oluşmuş olup duygularını artık zihnine dolduramadığı için yazılmıştır. Bu düşünceler zihnini acıttığı için yazma ihtiyacı duymuş fakat kopuk bir metin ortaya çıkmıştır. Hassas bir konunun yazılmasına ne kadar gönlü el vermese de bu olayları bizzat yaşadığını söylemek ister siz okurlara. Lütfen insanlara karşı nazik olun, aksi takdirde bir ömür acı ve pişmanlık çukurunda boğulacak duruma gelirsiniz. İlk şarkı hayatına son veren kişinin acılarının son bulmasının sevincini, diğeri ise arkadaşının onu kurtaramamasının derin acısını anlatmakta. İki şarkı da dinlemeye değer ama ilki çok daha güzel. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bu yazı belki bir süre sonra kendini imha edebilir.)
Okudum, gördüm, anladım. Evet tüm bunlar yaşandı ama benim kafamın içinde ve de benim yaşanmışlıklarımla. O gencecik ruhun hissettiklerine ne şahit olabildim ne de onu dinleyebildim. Onun sessiz çığlıklarından, onun demek istediklerini anlayabildim mi ki ? Yine tüm alçaklığımla beraber hissedebildim mi sancısını ? Bilmiyorum , bilemiyorum.
YanıtlaSilOkurken ellerim boynumdaydı, yazılan cümleler ve ahenkle atmaya devam eden nabzım . Her saniye akmaya devam eden zaman ve kendimize söylediğimiz yalanlar . Sakladığım gerçek hislerim ve yaşamak için bulduğum bahaneler...
O kadar garip ki, o kadar komik ki ... Bu dünya , insanoğlu , ailem , arkadaşlarım , ben ... Yaşamaya çalışmak için tutunduğumuz dallar , anlam yüklediğimiz minik selamlaşmalar, karşımıza çıkan sınavlar .
Yazar Hanım, ben bilemiyorum ne denir nasıl denir . Bazen ben bizzat kendimde bu dünyaya kapılıp korkudan kendi düşüncelerime set çekerken ne hakla yüreği güzel insanları savunabilirim. İnce düşünceli, zarif ruhlu o insanlardan değilim ben . Ama onlarla bağdaştığım bazı acılar, kanamalar olmuştu . Ben kendimi kandırdım, topluma ayak uydurdum , sözde adı “çok bilen insanlar “ uğruna kendimi sakındım ve işte şu an yaşıyorum. Küçüklüğümden beri korktuğum, at gözlüklü insanlara dönüşme korkum gittikçe artıyor . Onların arasında yaşadıkça daha da çok kendinden veriyor , duygusuzlaşıyor ama onlardan biri oluyorsun. Büyüyorsun bir kere , herkes senin hakkında kendi zihinlerindeki profilleri okurken sen ise sığındığın o odanda yaşam savaşı veriyorsun ; ailene bakıyorsun ailen de uyum sağlamış çoktan , kimseye güvenemiyor, kendi düşüncelerinle boğuştuktan sonra sadece kendin olduğun için sevilebilmek istiyorsun , minik bir damla gerçek sevgi için çırpınırken kanatlarınla o uçurumun kenarında bir yol ayrımı daha karşına çıkıyor . Ya kes o kanatlarını ve bize benze diyorlar ya da atla o uçurumdan . Hatta eğer ikincisini seçersen büyük bir zevkle kendileri itiyor seni o uçurumdan . Sonra ardından büyük bir yüzsüzlükle bir taş dikip , taşın üstüne seni kazıyıp, utanmadan anıyorlar seni...
Ben artık şaşıramıyorum yazar hanım ama tepkisizleşmekten ve de kabullenmekten korkuyorum . Kendi hayatıma devam edeceğim ve de kuracağım derken , solup giden diğer güzel insanları gördükçe korkuyorum . Uğruna neler verilen bu toprakların üstünde yaşayan insanları gördükçe utanıyorum atalarımdan, insanlıktan, ayrılıp giden o insanlardan . Nasıl yüzlerine bakacağım bu güzel insanların ?
Ülkemi değiştirmek ya da en azından etrafımı değiştirmek istiyorum ama gün geçtikçe azalıyoruz biz, onlar çoğalıyor ; hisseden insanlar yok olurken takıntılı korkunç makineler görüyorum çoğalan . Kaybolup giden bu insanlık ile beraber sadece duygularımız ,hayallerimiz değil yaşamlarımız da gidiyor ellerimizden. Ben de daha ne kadar yaşayabilirim bilmiyorum , bu düşüncelerimi gerçekleştirebilir miyim onu da bilmiyorum . Ama uçurumun güçlü rüzgarına karşı savunan tüm o insanlara teşekkür etmek istiyorum, kendi oldukları gibi güzel olan , halen insanlık içeren o insanları seviyorum. İyi ki varlar, varsınız . Belki bir gün hep birlikte kanat çırparsak rüzgarın yönünü onlara doğrultabiliriz
Teşekkürler yazar hanım, siz de o arkadaşınız da iyi ki varsınız . Düşüncelerimiz var olmaya devam ettikçe ölümlerimiz birer anı , ruhumuz ise kalplerimizde sevgi olarak hatırlanmaya devam edecek.