onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
-Bazen özlüyorum seni.
-Neden?
Bu soruya nasıl bir cevap vereceğini kestiremedi başta. Sonra aklına düştü bazı gerçekler fakat onlar da bir sızıntı kadar sessizdi. Kaybolup gittiler zihninden.
-Bilmiyorum. Bazen bir an geliyor ve nefesim yok oluyor sanki. Biri tutmuş yakamdan bir kavanoza kapatmış beni. Öyle bir sıkkınlık hissi. İlk başlarda anlam arayamadım buna çünkü düşünebilecek kadar bile nefesim yoktu. Sonra alışmaya başladım. Sorguladım. Bir sebep aradım. Basit bir sebep bulacağıma yemin ettim ama işler öyle yürümedi.
Yine oluyordu, göğüs kafesi daralmaya başlamıştı çoktan. Yavaş yavaş.
-Peki benimle ne alakası var bu durumun?
-Senin yüzünden işte. Seni özlüyorum o anda.
-Sadece o anda mı?
-Nasıl?
-Yani diyorum ki sadece nefesin yok olduğunda mı özlüyorsun beni? Muhtemelen ayda iki veya üç kez. Çok az değil mi?
Gözleri doldu, bir şeyler söyleyecekti fakat sustu.
-Daha çok mu olmasını isterdin?
-Hayır.
-O zaman neden sordun?
-Çünkü canın acıyor ve ben bunu hissediyorum. Dilersen dünyanın bir diğer ucuna git. Ben bunu hissediyorum.
-Bunu saklamaya çabaladım ama...
-Bunu saklayabileceğini sanmıyorum. Çünkü biz aynı kişiyiz.
-Farklı kişiler olduğumuzu söylemiştin.
-Değiliz.
-Öyleyiz.
Sessizleşen ortama anlam veremediler bir an. Neyi tartıştıkları veya neden bu konuşmayı yaptıklarını bilmiyorlardı. Bir şeyler olmuş ve kendilerini bu karmaşanın ortasında bulmuşlardı. Gerçekten doğru olan bir şey yoktu, çoğunlukla can sıkıcıydı fakat yıllar sonra ilk kez konuşmuşlardı. Bir yarar sağladı mı diye düşündüler bir an. Sahiden bu konuşma ne işe yaramıştı? Artık dünyanın iki ucunda iki farklı insanlardı. Yıllar öncesinin hesaplarını şimdi konuşmak eski defterleri açmak bile değildi. Yanıp küle dönen yapraklar çoktan toprağa karışmıştı. Oradan nehirlere sürüklenmiş ve tekrar kül olup havaya karışmıştı. İkisinden biri elbet bu havayı solumuştu. Farklı yerlerde olsalar bile ikisinin de nefesini aynı anda kesmişti bu küller. Ciğerlerine ilerlemiş ve kalbinin yolunu aramıştı. Bulunca da elbet can yakmıştı.
-Bazen özlüyorum seni. Bazı anlarda özlüyorum.
-Özlediğin kişi ben değilim. Kendini özlüyorsun sen.
-Biliyorum.
Çünkü bedeni ruhunu yarı yolda bırakmıştı.
-Ne olacak peki?
-Hiçbir şey. Bugüne kadar nasıl devam ettiysek öyle. Sen bedenini arayacaksın toprağın altında, ben ise toprağın üstünde ruhumu. Ve biz asla buluşamayacağız hiçbir evrende.
-Buluşamayacağız elbet, biliyorum bunu.
Elini uzattı derin suya ilerlerken.
-Çünkü beni senden başka kimse kurtaramazdı.
Nefesi yok oldu yine. Fakat bu sefer bir kavanozun içine kapatılmadı. İçinde bulunduğu kavanozdan dışarı atıldı. Diğeri içerde kaldı.
-Ve ben senin gibi birini kaybedeceğimi hiç düşünmezdim.
Yorumlar
Yorum Gönder