insan kendine bırakılmış, terk edilmiş bir varlıktır.
Kiraz çiçekleri. Pembeler ve beyazlar. Minik kırmızı tomurcuklar. Kiraz çiçekleri, kırmızılar ve dahası. Kırmızının en koyu rengine boyanmış damla damla akan o asırlık sular. Ve biz insanlar. Bakıp duran, kılını dahi kıpırdatmayan. İşte biz insanlar, ey insanlar! Ne çok gurur duyduk benliklerimizle ve ne de çok dövündük kendimize henüz hiçbir şeyken. Dünyaya bir çiy tanesi gibi düştüğümüz zamandan beri ne çok anlam yükledik necis vücutlarımıza. Biz insanlar, biz aşağılıklar. Bakan gözleri, renkli duyguları olan lakin görmeyi bilmeyen, iki derin kuyuya sahip olanlarız. Duyan kulakları, konuşan ağzı olanlarız. Pek tabii bunlar yalnızca somut anlamda sahip olduklarımız. Bizler soyut değiliz, hiç olamadık! Bu dünyada olmamızı gereken en temel unsur olsa da biz soyutlayamadık vücudumuzu ruhumuzdan. Sonra da acıdık kendimize, ne kadar yalnız olduğumuzdan dem vurduk. Biz daha görmeyi, duymayı, konuşmayı bile beceremezken nicelerimiz en üst mertebeye ulaştılar. Biz durduk yerimizde, saydık saatleri. Sonra günleri, haftaları, ayları. Ne baharlar geçti ne kışları atlattık. Bazılarımız büyüdü, bazılarımız ilk nefesini aldı. Biz binlerce yıl yaşadık fakat bir metre bile ilerleyemedik.
(Devamı yazılamadı.)
Yorumlar
Yorum Gönder