doğru olduğunu bildiğim tek şey ağladığımdır.
30 Aralık 2019
çok yakın ve uzak olana,
Bazı şeyleri anlamak için çok geç kaldığımı düşünüyorum çoğu zaman. Ya da anlayabilmek için. İkisi arasında derin bir fark var, çoğumuzun anlayamadığı. Bazen oturmak bir sahilde ve düşünmek ister lakin cesaret de edemem. Görünmekten korkarım, hep olduğu gibi. Bütün bir hayatımı bu denli korkak mı geçirdim bilmem lakin üstüme yapışan bu sinsi hisler bir daha hiç gitmeyecek bundan eminim. Bunları benim bir yerden tutup getirdiğim de yok. Ben de bilmiyorum nereden geldiklerini veya benden sonra nereye gideceklerini. Fakat tanıdım onları bu sürede, biliyorum artık. Neden bende olduklarını hala bilmesem de benden sonra nereye gideceklerini biliyorum. Öyle gelip kimse de söylemedi, ben anladım. Hiçbir yere. Bu hisler hiçbir zaman hiçbir yere gitmeyecek. İster yedi kat göğe çıkayım ister on kat toprağın altına gömüleyim. İster bedenimin külleri havaya karışsın ister balıklara yem edileyim. Bedenimi ne yaparlar bilmem, bilmek de istemem. İsteyecek kimsem de yok. Fakat ruhumun bana tamamen bırakılacağından eminim. Bunu anlamak için geç kaldığımın da farkındayım lakin elimden gelenin en iyisi bu. Aslında ruhumun sonunu bilmek isterim, bedenimi de bana geri verseler. Çünkü ruhumla baş başa kalmak istemiyorum. Korkutuyor beni diyemem ama yabancıyım ona karşı. Ne ben onu tanıyabildim tam ne de o beni. Sanki bana ait değil o, bütün bir yaşamım boyunca da sırıttı bende. Çok zaman oturmak istedim bir sahilde ama yapamadım, onun yüzünden. Nereye gidersem gideyim dolandı zihnime. Durgun denizleri coşturdu, sahilleri çakıllara boğdu. Zihnimi öyle bulanıklaştırdı ki denizin dibini göremez oldum. Haliyle ayaklarım kayalara çarptı, çok da kanadı. Dengemi kaybettirdi, tam ölüyorum dediğim anda ise geri çekti köpüklü dalgalarını, kırmızı çakıl taşlarını. "İşte öldüm şimdi!" dediğim her an yeniden diriltti beni. Sonra da uzun süreler uğramadı o sahile. Ben ne ölmüş ne de yaşayabilmiş halde kaldım oracıkta. Kimse de almaya gelmedi, ayaklarım da kan içindeydi. İşte cesaretim yavaş yavaş burada kırılmaya başladı. Önce ayda bir gitmeye başladım o sahile sonra iki ayı buldu gitmem. Gidip oturacaktım yalnızca, düşünmeyecektim de. Yalnızca izlemek istedim o dalgaları ve düşünmemek boğulmayı. Mümkün olmadı, belki de hiç değildi. Her defasında boğdu ruhum beni o sığ sularda. Bari derin olsaydı da utanmasaydım. Ağladım her buna yeltendiğimde. Sonra sana baktım ağlarken. Tamam, denizde boğuyordu ruhum beni, yer de bedenimi kabul etmeyecekti hiçbir zaman. Fakat sen, öyle sakin izledin beni hep. Üstümde alabildiğince maviydin, ben ne zaman çevirsem bakışlarımı siyahlara büründün, bulutlarını çağırdın. Ben seni de anlayamadım, istemedim belki de. Sayende yaşarım sanmıştım fakat sen de deniz gibi boğdun beni. Yağmurlar yağdırdın, yürüyüş yaparken fırtınalarınla üşüttün kalbimi. Ben mecbur senden çektim gözlerimi, ne sahile attım adımımı bir daha ne de sana baktım bir kez. Ruhum beni sizden aldı fakat geri hiçbir şey de vermedi. Bir oyun yarattı bana, benim oynayamadığım. Debelenip durdum içinde, güldü muhtemelen. Fakat sonra anladım ki o da sıkıldı bundan, onun da canı yanmaya başladı. İşte o zaman fark ettim. Benim bir olmak istediğim ne dalgalarmış ne de senin rüzgarların. Ruhum benimle aynı kişi, aynı acıymış. Ben nereye gidersem gelecek ne hissedersem o daha çok hissedecekmiş. Bunu anladığım zaman geçiyordum hayattan, şimdi ise kazık çakmış oturuyorum bilmediğim her yerde. Çünkü terk etmeyecek beni. O bana bırakılacak ben ise zaten çoktan ona bırakılmışım bir kukla gibi. İşte bunu fark ettim. Biz beraber doğmuşuz meğerse, beraber öleceğimiz de kesinleşti. Birimiz cennete birimiz cehenneme de gitmeyecek. Muhtemelen en derin yerde yanacağız sonsuza dek, iyi değilim, iyi değiliz. Hak ettim, hak ediyoruz. Susup oturacağız biz fakat son kez soracağım sana:
-Hangi yıldızlardan düşüp geldik her birimiz buraya?
Hangi yıldızlardan düşüp geldik her birimiz buraya... "stars for made for us" şarkısını anımsattı. her zamanki gibi ruhuma dokundun, iyi ki yazıyorsun, her şeye rağmen 🤍
YanıtlaSilBitmek bilmeyen bir savaş içindeymişim meğer. Bunu fark ettiğimde de korkudan durumu pek değiştirememişim . Ya da bu savaşı kabullenmek istememişim. Her günüm aynı sorular, aynı düşünceler ve de aynı sonlarla bitmiş. Sadece ben değil, çoğu kişi, yüzyıl önceki insanlar da belki... Hepimiz aynı çaresizliğin ve savaşın içinde kaybolmuşuz. Yaşamak uğruna her gün içimizdeki bir şeyleri öldürmüşüz.
YanıtlaSilYaşamanın içinde var olan savaşı, ikilemi, gelgitleri kabul etmeden devam edilemiyor galiba. En azından benim son zamanlardaki hislerim bunlar. Ortada var olanı o kadar inkar etmiş ve kaybolmuşum ki gitgide silinmişim kendimden ve dünyadan. Yavaş yavaş yaşamayı öğrenmeye çalışan bana bu gerçekler çok iyi geldi balım. Çok teşekkür ederim yazdığın bu güzel yazılar için ✨💙
Yine benim kendi küçük ve cahil dünyamda yazdığım bir yazı oldu lakin ben her zaman biraz alakasızım sanırım. Tekrardan her şey için teşekkürler ♡✿❀
yazar hanım bu yorumu görüyorsanız eğer yazılarınıza devam edebilir misiniz bizleri mahrum bırakmayın ya da en azından beni:')
YanıtlaSilYağmurlar yağdırdın, yürüyüş yaparken fırtınalarınla üşüttün kalbimi.
YanıtlaSilYazar burada kesif dolu sitemde bulunuyor.
Ah o sitemler...
Sayın yazar bu yorumu görürseniz eğer kulak verin yanıtsız bırakmayın lütfen okudukça daldım derinlere hiç bu kadar iyi hissetmemiştim yazılarınızla ruhuma dokundunuz sanki. Bir oturuşta okunur mu hepsi okudum. Yeni keşfettim belki ama devamının gelmesini en kalbî duygularımla istiyorum.
YanıtlaSilİyi ki varsınız iyi ki yazıyorsunuz...