onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
-Bazen özlüyorum seni. -Neden? Bu soruya nasıl bir cevap vereceğini kestiremedi başta. Sonra aklına düştü bazı gerçekler fakat onlar da bir sızıntı kadar sessizdi. Kaybolup gittiler zihninden. -Bilmiyorum. Bazen bir an geliyor ve nefesim yok oluyor sanki. Biri tutmuş yakamdan bir kavanoza kapatmış beni. Öyle bir sıkkınlık hissi. İlk başlarda anlam arayamadım buna çünkü düşünebilecek kadar bile nefesim yoktu. Sonra alışmaya başladım. Sorguladım. Bir sebep aradım. Basit bir sebep bulacağıma yemin ettim ama işler öyle yürümedi. Yine oluyordu, göğüs kafesi daralmaya başlamıştı çoktan. Yavaş yavaş. -Peki benimle ne alakası var bu durumun? -Senin yüzünden işte. Seni özlüyorum o anda. -Sadece o anda mı? -Nasıl? -Yani diyorum ki sadece nefesin yok olduğunda mı özlüyorsun beni? Muhtemelen ayda iki veya üç kez. Çok az değil mi? Gözleri doldu, bir şeyler söyleyecekti fakat sustu. -Daha çok mu olmasını isterdin? -Hayır. -O zaman neden sordun? -Çünkü canın acıyor ve ben bunu hissediyorum. Dile...