daha anlayamamıştı, sonunda ölüm olan bir hayatta mutlu son olmasının mantığa aykırı olduğunu.
-Ben biraz üzgünüm.
-Niye?
-Böyle birden sorunca verecek bir cevabı olmayacak kadar üzgünüm.
Sert bakışları delip geçiyordu karşısında oturanı.
-Bir sebep sunamam, söylenmedi bana. Ben de bulamadım, aradım ama yok. Bir sabah uyandım ve üzgündüm. Sanki bir kurt girmişti kalbime.
Tiksinen bakışları yüzüne de yansıdı.
-O kurt, o alçak! Kalbimin odacıklarına yerleşti kaldı sanki. Yemeye başladı, odaları birbirinden ayıran duvarları yok etti. Kocaman bir salon oldu bütün kalbim, bomboş, ıssız. Rüzgarlar esti, içimi titretti. Fayansları buz tuttu, kayıp düştüm. Dizlerim kanadı, saçlarım döküldü ama ben buna bir neden bulamadım.
-Belki de abartıyorsun yaşamayı. Yani, kabul edilebilir ölçüde hislerin var ve bu üzgünlük için yeterli değil.
-Onlarca abartan varken yaşamayı benimki mi battı gözüne?
Elini tezgahtaki bıçağa götürdü, açık açık. Bu bir tehditti.
-Öyle ya da şöyle. Dünya mekan değil; süredir. Hepimizin yaşayacağı sayılı yılları, ayları, haftaları, günleri, saatleri ve dakikaları var. Bir fazlasını isteyemeyiz. Lakin bir eksiğini elde edebiliriz, pek tabi istersek. İstediğin bu değil mi? Öldür işte kendini.
Bıçağı daha sıkı kavradı. Bu artık apaçık bir tehditti. Uğruna ölünecek bir şey bulamadığından binlerce yıl yaşayan adam için sert sözlerdi bunlar. Kendini öldüremediği için insanların diline maskot olmuştu. Korkak mıydı yoksa kaçak mı? Saklanan mı yoksa kabak gibi meydanda olan mı?
-Garip! Siz insanlar yalnızca sevmek ve aşık olmaktan söz eder, onlardan örnek verirsiniz. Korku, şüphe ve hayal kırıklıkları sizin için kor bir ateştir sanki. Elinizde tutamaz atmak isterseniz, üstünü de iyice kaparsınız ki yayılıp yakmasın etrafı. Diyelim aşık oldun, evlendin. Çocuğun oldu, sevdin. Herkes tarafından takdir edilen bir iş sahibi oldun, gururlandın. Günler, aylar geçti. Yaşlandın. Yaşlandın ve asıl senin bu olmadığına karar verdin. Eşinden ayrıldın, çocuğunu kaybettin. İşten de atıldın. Aşk ve sevgi olarak tanıdığın bu iki kavram aylar sonra, sen yaşlanınca korku ve şüphe olarak geri döndü sana. Gurur ise hayal kırıklığı ve keşkeleri koydu önüne. Sen bütün bir hayatını bu iyi hisler için değiştirdin. Lakin tüm bu iyi hisler sen olmadığın için patlak verdi bir noktada. Çünkü siz sanıyorsunuz ki insan yalnızca aşktan, sevgiden hoşlanır, yalnız onlar mutlu eder. Ne zavallısınız! Sizler bu hislerle doğmadınız. Dünyaya gelirken ağlayıp sonra da gülmeyi bekliyorsunuz. Elbet eninde sonunda patlak verecek, robot değilsiniz ya! Siz busunuz, sizin ruhunuz acıdan, nefretten beslenir. Çünkü topraksınız. Toprak nefreti de acıyı da içine kabul edendir. Hem ektiğiniz tohumların hem ölü bedenlerinizin evidir. Yani sen şimdi diyorsun ki ben yalnızca tohum olmak istiyorum. Toprağı delip geçmek, göğe yükselip yeşermek. Fakat unutuyorsunuz toprağın derinliğini. Tıpkı kendinizi unuttuğunuz gibi. Sizler hem nefretin hem sevginin torunlarısınız. Bir yandan ölür diğer yandan dirilirsiniz. Fakat biz değiliz öyle, birazdan kalbime saplayacağın o bıçak benim cennetim olacak senin cehennemin olurken. Siz insanlar bu kadarsınız, tam da bu yüzden hak etmediği her şeyi yaşayansınız.
Elindeki bıçağı tezgahtan kaldırdığı gibi fırlattı karşısındakine. Göğsüne denk geldi. Kırmızıyla dans eden göz bebeklerini besleyen damarları çatladı bir bir. Elleri saçlarının sonu oldu, kalbi kanını yetiştirmekte zorlandı. Karşısındaki düşünce yere dizleri daha fazla dayanmadı. İçi miydi ölen yoksa karşısındaki mi? Öldüren miydi yoksa öldürülen mi?
-Kendimi öldürüyorum çünkü var değilim. Ve sen de, insan kardeşim, hiçsin!
(https://youtu.be/AeovgCDyoxs?si=BNScQQTUzcffXcqt)
🤍
YanıtlaSil