merhaba, ey ancak öldüğünde yaşamış olduğu anlaşılan!
Ben, yaşamıyla ölümü bir olan, incecik, kırılgan. Ben, derdi bitmeyen. Ben, derdi kendi olan. Ben, ferahlara çıkamayan. Ben. Bütün bu sıfatları bedeninde taşıyanım. Taşıyamadığı birçok sıfatını da anlatmak zorunda kalanım. Anlatmaya insanlardan başladım, küsüp gittiler. Hata ettiğimi ilk o zaman anladım. Hata olduğumu da. Kırıklar batırdım kalbime, ellerim kan içinde kaldı. Zaman geçti, büyüdüm. Fakat öğrenemedim kime anlatacağımı. Attım içime, içim bana acır diye. Yıllar eskitip giderken beni içimde benden ayrı bir ben büyütmeye başladım. Öyle yalnızdım ki bu içimdeki diğer ben benim hayat ortağım olmayı kabul etmişti hemencecik. Ne var ne yoksa ona anlatmıştım, anlatmıştım her şeyi. "Neyin var?" diye dönüp soran bir tek oydu çünkü. Evet, bendi, ta kendimdi. Fakat farklı biriydi. Sokakta gördüğüm bir insandandı, izlediğim bir filmdendi, dinlediğim bir sanatçıdan, yazdığım romanın karakteriydi. İçimde büyüttüğüm bu ben başka dünyaların başka başrolüydü. İçime hapsettiğim tüm bu kişiler bir olup beni dinler diye vardı. En azından ben öyle biliyordum. Lakin her biri içimde büyük bir savaşa tutuşmuş gerçek beni yerle yeksan etmişlerdi. Yıllarca bana yoldaşlık eden bu benler bir anda düşman kesilmişlerdi. "İnsan insanın kurdudur." cümlesini ilk o zaman anlamıştım. Bir başkası gerekmiyordu hayatımızı karartmaya. Bizzat kendi ellerimizle bunu yapıyorduk zaten. Bu benler bir bir çıkıp gittiler içimden zamanla. Giderken öyle acıttılar ki canımı, her birinin vedası kalbimi bin parçaya ayırmıştı. Aylarca yataktan kalkamadım. Ruhsal acı öyle büyüktü ki bedenimi dahi kontrol edemedim. Uyudum. Uyumayla ferahlara çıkarım sandım lakin uyanınca bütün büyünün bozulduğuna şahitlik ettim. Uyandım, uyuyamadım sonra. Kalktım, gezdim. Denizlerde boğuldum, dağlardan düştüm. Balıklara anlattım, rüzgara seslendim. Haykırdım kendimi, haykırdım içimdeki diğer benleri. Kimse gelmedi. Denizler yuttu, dağlar kırdı bacaklarımı. Balıklar uzun uzun baktı yüzüme, rüzgarlar kalbimi titretti. Kendim kendime ilaç olamadı, içimdeki diğer benler ise çoktan toprağın altındaydı. Haykırışlarımı duyan sadece kulaklarımdı, kimse istemedi. Kimse beni, içimdeki diğer benleri kabul edemedi. Zor değildi. Fark ettim ki ben anlatmalarla feraha çıkamam. Sussam olmaz, susmasam olmaz, anlatsam olmaz, ağlasam olmaz. Bana yakıştırılmaz, anlaşılmaz. Denizlere gittim, dağlara çıktım. Balıklara uzun uzun baktım, rüzgarlarla koştum. Boğulmadım, kırılmadım. Anlatmadım çünkü. Anlatmayınca deniz boğmadı beni, dağlar kırmadı bacaklarımı. Anlatmayınca öldüremediler. Sevinemedim ama. Çünkü can yakmıyordu dağdan, denizden gelen. Keşke onlar yapsaydı, ben boğmasaydım kendimi. Keşke onlar karşılasaydı içimdeki biten bu galibiyeti. Ben bunu kabullenmek için kendimi karşıladım mezarlık kapılarında. Kendi ellerim ile kazdığım mezarıma girmeden önce söyledim kendime: "Merhaba, sen ey kimsesi olmadığından ölüme bile dört elle sarılan! Yazık sana!"
(https://youtu.be/_pd2AlLcERk)
(https://youtu.be/JHtIUTpOPbw)
(Bu yazı Ankara Üniversitesi Genç Kalemler Edebiyat ve Kültür Topluluğu tarafından çıkarılan "Fanzin-Yalnızlık Balladı" adlı dergide yayımlanmıştır.)
Ey kimsesi olmayan, kendi ateşiyle kendini kavuran bizler! Dönüp dolaşıp kendi başına kalan, yalnızlığını en derinlerde hisseden ve kendi elleriyle büyüten bizler.
YanıtlaSilAslında farkındayız bence herkesin yalnız olduğunu. İçten içe herkesin kendi başına olduğunu ve topluluklarda uyum sağlamak için kişiliklerimizin olduğunu. Gerçekten yalnız olmayan iki çeşit insan var bence : biri her şeyden habersiz pollyanna biri de milyarlarca insan içinde aradığı arkadaşları bulan şanslı kişi.
Değilse konu aileler olduğunda bile bir karşılık beklendiği ortada.
Ben şunu kabullendim sanırım : ben yeterince gelişip kendimi bulana kadar hep yalnız başıma olacağım. İçimdeki düşünceleri, farklı farklı kişilikleri sadece kendi kendime konuşabileceğimi. En azından şimdilik.
Bu çok garip bir ikilem, evde tek başıma iken tüm bu düşüncelerle dolu olan zihnim, arkadaşlarımlayken çok anlamsız geliyor gözüme. Aslında hepimiz birbirimizden bir şeyler saklıyoruz, bunun farkındayız ama birlikteyken güzel anılar yaratmaya çalışıyoruz. Ben onlara çok minnettarım, içimdeki büyük karanlığı ve sıkılganlığı azaltıyorlar. Onlar iyi ki varlar, onların yanında iken biraz kendim olabiliyor, yaşamanın tadını çıkarabiliyorum.
İçten içe onlar da ben de yalnızım biliyorum ama arada onlara sarılmak , yalnız olmadığını söylemek istiyorum. Onlara akıl veremeyebilirim, yol gösteremeyebilirim ama dinleyebilirim, anlamaya çalışırım. Ben yalnızlığımı ancak bu zamanlarda unutabiliyor, sanki nefes alıyormuş gibi hissediyorum.
Yalnızlığımız silinemez: milyarlarca insanın içinde bir tek kişiyiz. Ama yalnızlığımızı paylaşabiliriz.
Paylaşabileceğiniz bir insan olmam dileğiyle....
Şu an çok fazla bağlantı kurdum bu yazıyla. Aynı çıkmazdaymış gibi hissettim. Kendimi ayağa kaldıracak bir umut bulamadım, köşede kenarda tutunan birkaç parçam var işte. Anlatılmıyor cidden be yazar hanım. Anlatsam ayrı dert anlatmasam ayrı dert. Her halükarda canın acıyor ama anlatmamayı seçiyorsun bir süre sonra. En azından bende öyle oldu. Anlatsam bile dinler gibi yaptılar, üzüntümü küçümsediler, ilgilenmediler. Vazgeçtim bende; anlatmaktan, onlardan. Kendi içimde yaşaya yaşaya sindirmeye alıştım. O yüzden ben her zaman iyi ve dinleyen taraf oldum. Sorulan taraf olmadım ona da alıştım. Bilmiyorum bu ; öylesine hissettiklerimi ifade eden, bu yazıyla benim aramda kurduğum bağ. Ben anlatamadım ama siz çok iyi anlatmışsınız. Teşekkür ederim yazdığınız için.
YanıtlaSilHatıra kalsın burada.
ne hoş
YanıtlaSil