merhaba, sen ey elleri kalbinden başlayan!
Uyandığında kafasına büyük bir darbe almış gibi hissetti lakin başının bu kadar ağrımasının başka bir nedeni olamazdı. Birkaç saniye boş boş duvara baktı ve bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti. Yavaş yavaş kendine gelen zihni birkaç sahneyi yapboz parçaları gibi birleştirip önüne bıraktığında kendini yatağından attı. Gözleri dehşetle açıldı ve yavaşça yutkundu. İki elini de boğazına götürüp oraya kenetlenmiş görünmez elleri çekmeye çalıştı. Kontrol etti kendini, nefes alıyordu. Buradaydı işte, evindeydi. Ne kadar zor olursa olsun tüm gecelerini yaşadığı, karanlıklarına arkadaş olan evindeydi. Telefonuna baktı, saat 18.42'yi gösteriyordu ama gözleri saate değil de art arda gelen arama ve mesajlara takılmıştı. Elleri titreyerek telefonunu açtı ve mesajlardan birine tıkladı. İş yerinden biri yazmıştı, yarın yapılacak birkaç işi unutmaması hakkında ufak bir uyarıydı. Kaşlarını çattı, zihnindeki yapbozu bozup yeni parçalar aramaya koyuldu. O sırada gözüne bugünün tarihi takıldı ve elindeki telefonu yatağına fırlattı. Günlerden pazardı, oysa uyuduğunda saatin sekize geldiğine emindi, üstelik pazar günü de değildi. Kafasını iki yana sallayıp mutfağa gitti. Tezgahta gözüne çarpan kupa ve kase ile aradığı parçaları bulmuş oldu ve zihni yıldırım hızıyla tamamladı yapbozu.
Hatırlıyordu. Dün olanları hatırlıyordu ve bu şu anda yaşamadığının en büyük kanıtıydı. Çünkü kasenin kırıldığına emindi ve uyumadan önce yaptığı şeyi de çok iyi anımsıyordu. Düşüncelerini gelen kapı sesi paramparça ettiğinde istemsizce kapıya doğru yürüdü. Kim olduğuna bile bakmadan çevirdi kolu, gördüğü yapboz resmi ile ruhu bedeninden ayrılmış gibi hissediyordu. "İyi misin kızım?" Duyduğu sesle ona yöneltilen bir çift gözü fark edip yutkundu, üst komşusuydu gelen. Elinde tezgahtakiler gibi bir kupa ve bir kase vardı, tek fark içlerinin dolu olmasıydı. Bu sefer salep yerine dumanı üzerinde tüten bir kahve ve yine geçen seferki gibi havuçlu kek vardı. "İyiyim..." dedi.
"sanırım. " diye geçirdi içinden eş zamanlı olarak. Yaşlı kadın elindekileri uzatırken rahatlamış bir ifadeyle ekledi. "Tarçın sevmediğini unutmuşum yavrum, geçen sefer salep getirmiştim yaşlılık işte... Bu sefer kahve getirdim, salep tarçınsız olmaz çünkü!" Bir elinde kahve bir elinde havuçlu kekle birkaç saniye gülümsedi, ardından hatırladığı şeyle arkasına döndü. "Ben..." dedi komşusuna. "Öncekileri size getirmemiştim ve-" Kadın elleriyle susturdu onu. "lafı mı olur kızım, ayıp ediyorsun! Zaten yaşım kaç oldu, artık ne yapayım o kadar eşyayı? O dolaplarda tozlanacaklarına sende işe yarasınlar, bu beni daha mutlu ediyor." Ardından gözünü kırptı ve gülümsedi. "Ben göçüp gittikten sonra bile eşyalarımın ev sıcaklığında yaşayacak olması içimi rahatlatıyor, çaktırma!"
Göçüp gitmek, göçüp gitmek, göçüp gitmek. Kafasında bir anons gibi tekrarlanan sözlerle gözlerini kapattı, hemen ardından kolunun ağrıdığını ve elindekileri mutfağa bırakacağını söyleyip yaşlı kadına teşekkür etti. Gözleriyle vedalaştıktan sonra kapı kapandı, kahvenin ne kadar sıcak olduğunu umursamadan bir yudum aldı ve kendini penceresinden dışarıya bakarken buldu. Dün olanlar rüya mıydı? Hayal miydi, yoksa gerçekten olmuştu da şu anda burada değil miydi? O zaman kahvenin acımsı tadını nasıl alabiliyordu? Gökyüzüne baktı, güneş çoktan batmıştı ama hava hâlâ turuncu rengini kaybetmemişti. Günün en sevdiği saatleriydi. İki tane martının uçtuğunu görünce aklına düşen fikir ile kupayı daha da sıkı kavradı. "Belki de bu ikinci şansımdır. Belki de hayatı daha farklı görmem ve tekrar yaşayabilmem için verilen bir hediyedir bu!" Martıların bir çember yaparak uçtuğunu izlemeye devam etti. "Hediye ya da değil, bu her ne olursa olsun ben şu anda yaşıyorum ve bu gerçek!" Aniden içine doğan bu enerjinin nereden geldiğini anlayamadı ve hayatında ilk defa bir şeyi anlamak için yormadı kendini. Zihnindeki radyoyu açtı ve şansına gülümsedi, tabii ki en sevdiği şarkı çıkmıştı! Birkaç dakika dans etti, sadece bedenine değil ruhuna da işlemişti bu his. Hep yazarak duygularını açıklayan biri olarak bu hissi harflere dökebileceğini düşünmüyordu. Telefonundan gelen bildirim sesiyle zihnindeki radyo kapandı, odadaki karanlıkla baş başa kaldı. Muhtemelen işle ilgili bir şeydi, evet yine gerçek hayata dönmüştü işte. Ödenmesi gereken faturalar, iş yerinde yaşadığı zorluklar... Tüm sorunlar tek tek kafasına düşerken kaçmaya çalışmadı bile. sonuçta alışmadığı şey değildi. Dün hiç yaşanmadığı için kovulmamıştı da. Yeniden hayata dönmüş gibi hissettiği ilk dakikalarda eskisi gibi yaşlı hissetmeye başlaması ruhunda bir 'iz' bıraktı ve nefesini tuttu. Adımları ilerlemeye başlayınca ne olduğunu anlayamaz şekilde baktı ayaklarına. yürümek istemiyordu ama yürüyordu.
Eli de aynı ayakları gibi isteği dışında hareket edip telefonunu aldı. Gördüğü şey yine bir mesajdı ancak okuduğu metinle beraber gözleri yerinden çıkacakcasına açıldı. Uzun zaman başvurduğu ve çok iyi şartlara sahip işe alındığı yazıyordu! Oraya başvurduğunu bile unutmuştu, hatta o kadar çok unutmuştu ki başka bir işe bile girmişti. Aldığı haberin heyecanını yaşayamadan gelen yeni bildirimle telefona baktı tekrar. İsimsiz birinden gelen bir mesajdı bu. "Merhaba, sen ey sırtı dönükken bile kederi anlaşılan! Şu anda burada olmadığın için sarılamıyorum ama yarın attığım adresteki kafede kahvelerimizi içerken bunu gerçekleştirmeyi hayal ediyorum. Hayallerimin gerçekleşmesi için sana ihtiyacım var, bana yardımcı olur musun? "
-Livania
Bu eser birbirimizi hiç görmediğimiz, aramızda kaç kilometre olduğunu bilmediğimiz yazar arkadaşım Livania'ya ait. Son yazımı paylaştığımda her zaman olduğu gibi ilk attığım kişi oldu. O gece konuşmamız sırasında kendi bir son yazmıştı hikayeye. Benimki gibi karamsar, gri bir son değildi onunki. Bu sadece bu yazıya da özgü değildir ayrıca. İkimiz de yazılarımızda griliklerin içinde boğuluruz çünkü. Fakat ben ateş isem o sudur. Daha pozitif olur, benim yazılarımı okur ve hep olumlu yorumlar. Aklımın ucundan bile geçmeyen beyazlıkları onunla öğrenmiş olurum.
Biz onunla hiç tanışma fırsatı bulamadık. Yani yüz yüze görmedik hiç birbirimizi, tanışalı da bir seneyi geçti biraz sanırım. Fakat o şimdi gidiyor, tıpkı yazın gittiği gibi. Elbet kısa süreli olacak biliyorum fakat yine de biraz ağlamama bile yetiyor. Bu yazıyı paylaştığım için bana kızabilir, eğer bu olursa bu yazı da bu blog için fazla güzel olduğundan kalkacak. Tek temennim kendi hesabında paylaşması olur bu durumda. Bana giderken güzel bir yıl diledi. Benim onun için tek dileğim ise mutlu olması. Zira dünya bizim gibiler için cehennem.
İyi ki varsın, iyi ki yazıyorsun.
kızmak lügatımda yoktur, aksine ne kadar mutlu olduğumu anlatamam... döndüğümde iki yazıyı da senin izninle kendi hesabımda paylaşacağım. uzun zaman sonra mutluluktan doldu gözlerim, bana böyle özel bir şeyi yaşattığın teşekkür ederim...
YanıtlaSiliyi ki varsın, iyi ki yazıyorsun ♡
Neden devamı gelmedi?
YanıtlaSilmetnin altında bahsettiğim minik açıklamada anlatıyor neden devamının gelmediği, arkadaşım bir yere gitti, neresi olduğunu bilmediğim. dönmesine de var halen, yazmıyor bir süre ya da yazıyorsa bile paylaşmıyor. eminim döndüğünde gelip en güzel şekliyle yazacaktır devamını veya daha güzelini.
Sil