kendi başının çaresine bakmak zorunda kalan bir kızın gözlerindeki bakışın yumuşak ve hoş olması mümkün değildir.
Saat epey geç olmuştu. 9'u geçiyordu, bu onun için epey geç bir saatti, oturduğu binanın kapısını açtığında. İçeri girdiği gibi yüzüne çarpan sıcak hava titremesine neden oldu. Şubat ayının sonlarına geliyorlardı, dışarı buz kesiyordu. Kapıyı kapatıp merdivenlere yöneldi. İlk kata yeni taşınan evli çiftten bağırış sesleri geliyordu. 2 ay önce ilk kattaki yaşlı kadın ölünce oğlu evi boşaltıp kiraya vermişti. Nasıl bu denli vicdansız olduğuna anlam verememişti, annesinin ölümünden sonra bir çöp kamyonu durmuştu 70 yıllık binanın önüne. Gelip bütün evi talan edip parçalara ayırmışlardı. Güzel kitaplıklar, yeşil kanepeler, bitkiler... Hepsi bir sanayi sitesinde paramparça halde bekliyordu şimdi. Ezilip parçalanıp yok edileceklerdi. Ne acıydı, 86 yaşındaki kadının her ayın 12'sinde tüm dairelere dağıttığı havuçlu kekleri şimdiden çok özlemişti. Şimdiki çiftin seslerine bakacak olursa yaşlı kadını daha da çok özleyecekti. Elindeki poşetle yavaş yavaş çıkmaya başladı merdivenleri. Topuklu çizmeleri her basamakta ses çıkarıyordu. Topuklu ayakkabılardan hoşlanmazdı. Fakat bugün etek giymişti, yeşil eteğini giymişti. Annesinden kalan etekti, güzel görünmek istedi. Eğer annesi onu bir yerlerden izliyorsa onu gururlandırmalı ve güzel görünmeliydi. İkinci katın merdivenlerinde geldiğinde yine bir gürültü patırtının içinde buldu kendini. Üç üniversite öğrencisi kalıyordu bu dairede. Finallerden kalmıştı biri ve diğer arkadaşlarına kıyasla memlekete de gidememişti. Hem sınavdan geçse bile otobüs biletine yetecek parası var mıydı? Orası tartışılırdı. Zaten bu evin sahibi de Japonya'da yaşıyordu. Kiraya zam yapmıyordu, öğrenciler çok cüzi bir miktara yaşıyorlardı. Bu devirde böyle bir ev buldukları için yatıp kalkıp şükretmeleri gerekliydi. Bütünleme sınavına çalışan genç telefonda annesiyle konuşuyordu. Söylediği şeyleri durup bir dinledi ve kulaklarına inanamadı. Annesine bağırabiliyordu. Onu bin bir zorlukla şehir dışında okumaya gönderen annesine bağırabiliyordu. Bir an kendi annesine gitti aklı. Annesi şimdi burada, yanında olsaydı sımsıkı sarılır, sabaha kadar dizinde yatardı. Fakat annesi burada değildi işte. Yine de "Keşke burada olsa." diye geçirdi içinden ve üçüncü kata doğru ilerlemeye başladı. Üçüncü katın her merdiveninde başka renkte bir saksı görmek mümkündü. Bu dairede bir aile yaşıyordu. Kadın biyoloji öğretmeniydi, anlaşıldığı üzere çiçeklere bayılıyordu, eşi ise demir yollarında işçiydi. Zor bir işi olmalıydı, gece geç saatte karşılaşmışlardı birkaç kez. "İşten dönüyorum." demişti adam. "Keşke" dedi içinden "Keşke çalışmalarının karşılığını alabilse, bu ücrete çalışmak zorunda." İki kızları bir de kedileri vardı bu çiftin. Büyük kızları bu sene üniversiteye girmişti. Endüstri mühendisliği okuyordu şehrin en iyi üniversitesinde. Geleceği parlaktı, en azından babasının birkaç senede kazandığını 6 ayda kazanabilecekti. Küçük kardeşinin onun sayesinde daha iyi imkanlara okuyacağı kesindi. Küçük kız da liseye geçmişti. Başarılıydı, iyi bir anadolu lisesinde okuyordu. Hafta sonları kütüphanede karşılaşmıştı küçük kızla, "Kitaplar benim kaçış yerim." demişti. Kendi gibi birilerinin olduğunu görmek onu mutlu etmişti. Bu merdivenleri çıktığında ise, işte dairesine ulaşmıştı. Dört numara. Dördüncü kat. Elindeki anahtarlıktan ojeyle mora boyadığı anahtarı tuttu ve çevirdi anahtar yuvasını. Kapı iki kilidin ardından açıldı. Kapı açılır açılmaz akşam haberlerinin sesi doldurdu kulaklarını. Antrenin ışığı hariç yanan bir ışık yoktu. Ayakkabılarını ayakkabılığa yerleştirip içeri adımını attı. Kapıyı kapadı. Montunu askılığa asarken televizyondaki habere kulak kabarttı. 19 yaşındaki bir gencin intihar haberinden bahsediyordu. Haber bitene kadar bekledi. Saydı. Sadece 57 saniye sürdü. 19 yıllık bir yaşam sadece 57 saniyeye ve sonsuzluğa gömüldü. Ne kadar üzülse de yapacağı bir şey yoktu. Mutfağa yöneldi. İlaçlarını içti. Hafta sonu yapıp buzdolabına koyduğu yemekleri çıkarıp ısıtmaya başladı. Onlar hazırlanırken televizyon sesinin geldiği oturma odasına yöneldi. Koltukta uyuyakalmış babasının yanına oturdu. Üstünü açık bırakmıştı. İçeriden bir battaniye getirip üstünü kapatmak istedi. Ayağa kalktığı anda beynine bir ok gibi saplanan gerçeklikle olduğu yerde kalakaldı. Bu adam babasıydı. Bu adam bir yabancıydı. Babasının üstünü örterdi, yabancı birininkini ise örtemezdi. Bu adam 10 sene öncesine kadar babasıydı. 10 sene önce herhangi bir ayın 12'sinde annesinin üstünün toprakla örtülmesine neden olan bu adam bir yabancıydı. Şimdi ise üşür diye üstünü örtmek istemişti, annesi yerin altında üşümemiş miydi?
Kendini zar zor attığı terasta elinde sigarasıyla oturuyordu şimdi. Üçüncü sigarasıydı. Hava buz gibiydi ama üstünde ince bir gömlek vardır. Tanıdığı bir yabancı aşağıda uyuyordu. Bir güvercin ise terasın korkuluklarında onu izliyordu. Tüm hayatına koca bir lanet okudu, ki bundan nefret ederdi. Her böyle hissettiğinde "Artık dayanamıyorum!" dese de ertesi sabah hayatına devam ediyordu. Annesinin ölümü üzerine tüm kardeşleri hayatlarına normal bir şekilde devam ediyorlardı. Ama o yapmıyordu işte, ruhu buna izin vermiyordu. Bu beden dar geliyordu ona. Annesinin katledildiği bu daire dar geliyordu. Çalıştığı ofis dar geliyordu. Bu koca şehir dar geliyordu. Annesi yerin altında üşürken onun kalbindeki alevler daha da büyüyordu. Güvercin tam da gözlerinin içine bakıyordu o sırada. "Birini son kez görüyorsun ve onu son kez gördüğünü biliyorsun. Biliyorsun. Bu his sonsuza kadar sürecek mi bilmiyorum ama deniyorum. İyileşmek için çaba gösteriyorum." Gökyüzüne bakıp gülümsedi, annesi duysun istedi. "Sanırım benim sorunum bu anne, tıpkı senin gibi. Çok fazla düşünüyorum. Ve çok derinden hissediyorum. Bu da tehlikeli bir kombinasyon. Tıpkı bizim gibi."
(https://youtu.be/sR2OaAoLIdc)
Kendi başının çaresine bakmak zorunda kalan o kız , her şeyi derinden hisseden o kız... Şu an bana da bir şeyler hissettirdi , tekrar her şeyi nasıl da kolayca kabullendiğimizi hatırlattı. O minik 57 saniyeler ve kayıp gençlikler , emeğinin karşılığını tüm ter ve zamanına karşı alamayanlar ve daha nicesi diye kısalttığımız tüm o sevilesi kalpler ...
YanıtlaSilBaşka bir konuya geçerek yine bu konuyu es geçmek istemem ve de bana tekrar hatırlattığın için teşekkür ederim çiçek hanım . Yine bende kapılıp gideceğim ama bir kaç gün daha sonra ...
Şimdi ise beni en çok etkileyen şeye geçeceğim , hayata devam edemeyen o kız çocuğu ama tüm dünyanın devam ettiğinin farkında . Kendi hayatı hariç her şeyin devam ettiğinin ve de yenilendiğinin farkında . Ama o düşüncelerinin tutsağı olmuş , yaşamak için yaşamış gibi hissettim . Tanıdık bir yabancı imgesi içimi ürpertti ve de çok tanıdık geldi. Belki de o yüzden bu kadar içimi ürpertti . Neden bilmiyorum ama yaşayan güzel insanlar çok az ve de çok sessizler , diğer güzel insanlar da toprağın altında üşümesinler inşallah.
Konudan konuya atladım ama çok güzeldi çiçek hanım, şarkı seçimi , güvercin, anne ... Şu an pek de güzel bir yorum olamadı çünkü bu aralar yazamıyor ve de düşüncelerimi pek toparlayamıyorum , affınıza sığınırım.
Bu emeğiniz ve düşünceleriniz bana çok iyi geldi teşekkür ederim yazar hanım, kendinize iyi bakın ..(◕ᴗ◕✿)
🤍
YanıtlaSil