insanların bu kadar kötü olmalarının nedeni belki de sadece acı çekmeleridir.
Kulağına dolan sesle kafasını hafifçe kaldırdı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Alt kattaki çiftin bağırışlarına benziyordu fakat çok daha tizdi. Yatağının yanındaki küçük sarı komodine uzanarak telefonunu aldı. Saat sabah 4'tü. "Bu saatte olsa olsa kedi olabilir." diye düşündü. Bu şehir böyleydi. Gecenin bir yarısı zıplatırdı uykunuzdan sizi. Sonra da uyutmazdı. Başını tutarak ayağa kalktı. Üst bedeni çıplak olduğu için titredi. Sonbaharın sonunda sonunda böyle uyumak aptallıktı. Masasının yanındaki sandalyede duran beyaz tişörtü üzerine geçirdi. Üzerinde lekesi vardı, kirli sepetine atmayı unutmuş olmalıydı. El yordamıyla koridorda ilerlemeye başladı. Mutfağa girdiğini buzdolabı sesinden anladığında lambayı yaktı. Lamba titrek bir ışıktan sonra odayı iyice aydınlattı. Gözleri kamaştı. Kuruyan boğazı için dolaptan soğuk su çıkardı. Annesi hayatta olsaydı "Bu mevsimde nasıl soğuk su içersin?" diye koşardı peşinden. Umursamadı, tek seferde bitirdi şişeyi. Ağzını koluna silerken sesin hala geldiğini fakat daha silik olduğunu fark etti. Yavaş adımlarla odasına dönerken çok net bir çığlık yükseldi. İrkilerek cama doğru ilerledi. Dışarısı karanlıktı, sokak lambalarının aydınlatamadığı bir karanlık. Burası boşluktan farksızdı geceleri. Sokağı pür dikkat dinlerken daha kalın bir ses duydu. Bir erkekti. Tehditler savurup bağırıyordu. Fakat adam ve tahminen kadın olduğunu düşündüğü kişi boş sokakta görünmüyordu. Kalbi ağzında atmaya başladığındaysa hıçkırıklar çınlattı sokağı. Yalvarışlar doldurdu boşluğu. Önce adam gözüktü, sonra saçlarından tutup sürüklediği kadın. Kadın olduğunu anlamak zordu, saçları yer yer kopmuş, sol gözü mor, burnu ise hızla kanıyordu. Fark edilen tek şey gök mavisi gözleriydi, geceyi aydınlatıyordu. Kadın gözlerini hızla binaların pencerelerinde gezdirdi. Bir yardım arıyordu, bir el arıyordu. Mavi gözleri camdaki genç adamı gördüğünde muhtaçlık ve umutla parladı. Bu bakışma kısa sürdü çünkü adam kadını yerden kaldırıp arkalarındaki çay ocağının kapısına yasladı. İki elini de kadının boynuna sarıp sıkmaya başladı. Kadın çırpınırken gözleri yavaş yavaş kayıyordu. Kadını nefessiz bırakıyordu. Kadını hayatsız bırakıyordu. Adam bunu fark ettiğinde ellerini hızla çekti. Nefesi ciğerlerine dolan mavi gözlü kadın titremeye başladı. derin nefesler alırken öksürmeye başladı. Kadın yere düşerken adamın elleri arka cebini buldu. Bir bıçak çıkardı, yeni bilenmiş gibi parlaktı. Bıçağa gecenin ilk kar tanesi düştü ve hızla eridi. Adam bağırarak kadını karnından bıçakladı. Kadının ağzından çıkan çıkan nefesle gözleri büyüdü. Elleri karnına gitti, bastırdı. Adam hızla bıçağı fırlatıp karanlık sokakta kayboldu. Genç adam buz kesmişti, elleri titremeye başladı. "Hayır sen annem gibi ölemezsin! Onun gibi bir sokakta ölemezsin!" beyninden geçirdiği bu düşünceler gözlerini doldurdu. Bakışları kadının yüzüne döndüğünde saçlarının kar ile beyaza boyandığını gördü. Kadın titrerken gözlerini tekrar genç adama çevirdiğinde sadece ikisinin duyacağı şekilde konuştu:
-Şu sırada neyim ben? Koskoca bir sıfır.
İhtiyaçla genç adama baktı. Gözleri " Tamamla." diyordu. "Yalvarırım tamamla devamını." Kadının gözleri kaydı ve sessizce çöp torbalarının üzerine düştü. Kar üzerini örterken genç adam fısıldadı:
-Yarın ne olabilirim? Hiç.
🤍
YanıtlaSil