daha anlayamamıştı, sonunda ölüm olan bir hayatta mutlu son olmasının mantığa aykırı olduğunu.
-Ben biraz üzgünüm. -Niye? -Böyle birden sorunca verecek bir cevabı olmayacak kadar üzgünüm. Sert bakışları delip geçiyordu karşısında oturanı. -Bir sebep sunamam, söylenmedi bana. Ben de bulamadım, aradım ama yok. Bir sabah uyandım ve üzgündüm. Sanki bir kurt girmişti kalbime. Tiksinen bakışları yüzüne de yansıdı. -O kurt, o alçak! Kalbimin odacıklarına yerleşti kaldı sanki. Yemeye başladı, odaları birbirinden ayıran duvarları yok etti. Kocaman bir salon oldu bütün kalbim, bomboş, ıssız. Rüzgarlar esti, içimi titretti. Fayansları buz tuttu, kayıp düştüm. Dizlerim kanadı, saçlarım döküldü ama ben buna bir neden bulamadım. -Belki de abartıyorsun yaşamayı. Yani, kabul edilebilir ölçüde hislerin var ve bu üzgünlük için yeterli değil. -Onlarca abartan varken yaşamayı benimki mi battı gözüne? Elini tezgahtaki bıçağa götürdü, açık açık. Bu bir tehditti. -Öyle ya da şöyle. Dünya mekan değil; süredir. Hepimizin yaşayacağı sayılı yılları, ayları, haftaları, günleri, saatl...